<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Buket, Auteur à Buket DRUART</title>
	<atom:link href="https://buketdruart.com/author/johnny/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://buketdruart.com/author/johnny/</link>
	<description>muzik, yazilar ve dizaynlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 Oct 2024 17:29:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>
	<item>
		<title>Sonbaharın Tozları</title>
		<link>https://buketdruart.com/sonbaharin-tozlari/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/sonbaharin-tozlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 16:58:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=200</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Sarı ışık. Gün ışığı gibi sarı… Henüz kızıllığa ulaşmamış bir akşamüzerine yakın, öğlen güneşi kadar da parlamayan, koyu sarı. Tepeden sarkan avizenin, içi tozdan siyahlaşmış metalik rengiyle kontrast yapan bir sarı. Avize, içindeki ampulle birlikte bir kilise çanına benziyor. Tavanın beyaz sıvası yer yer açılmış, içinden çimento grisi belirerek sayısız şekil oluşturmuş. Deniz dalgası, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp; Sarı ışık. Gün ışığı gibi sarı… Henüz kızıllığa ulaşmamış bir akşamüzerine yakın, öğlen güneşi kadar da parlamayan, koyu sarı. Tepeden sarkan avizenin, içi tozdan siyahlaşmış metalik rengiyle kontrast yapan bir sarı. Avize, içindeki ampulle birlikte bir kilise çanına benziyor. Tavanın beyaz sıvası yer yer açılmış, içinden çimento grisi belirerek sayısız şekil oluşturmuş. Deniz dalgası, ayak izi, kocaman bir balina, sarı benekli bir tavşan, kısa saçlı bir kadın portresi… Bunların hepsini rutubet ve küf yontmuş, bir heykeltıraş gibi. Tavanın boyu üç metre civarında. Sağımda iki metre uzunluğunda, hızarla kesilmiş odun parçaları dizili. Zeytin, ceviz, servi, belki dut ve türünü bilmediğim başka ağaçlar… Önümdeki el yapımı sehpanın üzerinde, içilmiş sigaralarla dolu bir kap ve yarısı dolu çay kupaları bekliyor.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Burası serin, mevsim sonbahar. Burnumda talaş kokusu… Ölmüş, dallarından ayrılmış, paramparça olmuş ağaçların kokusu yine de ormanın derinliklerinde nefes alanlar kadar huzur veriyor. Buraya girince bir daha çıkmak istemiyor insan. Burun deliklerimden içeri giren ağaç tozu nedense bana ana rahmini hatırlatıyor. Yaşamın başlangıç anı ve o güvenli yerden çıkamayacak olma olasılığı, ölüm. Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi hissedip, ölümün nefesini ilk tanıdığımız yer ana rahmi olmalı. Ölümün yaşam kadar doğal ve gerçek olduğunun ilk hissedildiği yer. Oksijenle henüz tanışmamış, içi su dolu ciğerler.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir yaşa gelene kadar ölmekten korkmadığımı hatırlıyorum. O ince çizginin her iki tarafı da sıcak gelirdi bana. Neden sonra içime bir korku çöreklendi. Yapmak istediklerime ve geride kalanlara ne olacak, şu an ölürsem? Zaman ilerledikçe hayat ütopik sorumluluklar yüklüyor insanın omuzlarına. Yaşamak isteği bir canlılık özelliği. İnsanın yüreğine bilinçli bir şekilde gelmiyor. İnsanın kendinden başka kimin için yaşayacağına her zaman bilinç karar vermiyor. Bencil de olsak, zaman birilerinin yaşamla ölüm arasındaki bir aralığında kesişiyor. Oyundan çekilmek bir kararsa, rüzgardan aşınarak talaş olmak, bir canın soluğuna tutunup burun deliklerinden ciğerlerine uçmak, kaçınılmaz ölüme yürürken bir başka cana umut olmak da bir karar. Asıl soru kime ve ne zaman?&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/sonbaharin-tozlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sögüt</title>
		<link>https://buketdruart.com/sogut/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/sogut/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 16:56:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160;Siz hiç söğüt ormanı gördünüz mü? Ben gördüm. Yumuşak yaprakları rüzgarda salınırken söğüt, banyodan yeni çıkmış, henüz kurumamış uzun bir saça benzer. Doğa kokan binlerce söğüdün ortasında, ılık bir rüzgar eşliğinde ayaktayım. Üzerimde elbisemden başka hiçbir şey yok, gerek de yok. Üşümüyorum. Boynumda akşam güneşini yansıtan kolyem, tek başıma yürüyorum. Orman nerede bitiyor, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Siz hiç söğüt ormanı gördünüz mü? Ben gördüm. Yumuşak yaprakları rüzgarda salınırken söğüt, banyodan yeni çıkmış, henüz kurumamış uzun bir saça benzer. Doğa kokan binlerce söğüdün ortasında, ılık bir rüzgar eşliğinde ayaktayım. Üzerimde elbisemden başka hiçbir şey yok, gerek de yok. Üşümüyorum. Boynumda akşam güneşini yansıtan kolyem, tek başıma yürüyorum. Orman nerede bitiyor, o bitince ne başlıyor bilmiyorum. Yürüyorum, yürüyorum.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; Dünya kadar geniş bir orman, Görebileceğim yer sınırlı, gözlerim çok uzağı seçemiyor. Ancak hissedebiliyorum, yalnız yürümeme rağmen bu kadar sıcak hissedebilmemin bir anlamı olmalı. Belki de göremediğim kadar yalnızım. Bu nemli ormanın derinliklerinde nefes alan bir şeyler var, benim gibi ya da hiç bana benzemiyor. Günler geçiyor. Güneş hiç batmadı, hiç uyumadım. Uykuya ihtiyaç duymadım. Ne zaman başladım yürümeye? Buraya nasıl geldim? Hatırlamıyorum. Varım. En az bu narin yapraklar, orman tabanındaki yumuşak çimenler kadar varım. Söğüdün baş ağrısını tedavi eden kabuğuna, dallarına dokunabilecek kadar varım. Başka neye, hangi ağaca, hangi çiçeğe şarkı söyleyecek kadar var olacağım?&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; Ilık rüzgar söğütlerin ıslak yapraklarını yavaş yavaş kuruturken içimden yükselen sesleri durduramıyorum. Dudaklarımdan dökülen bu şey bir şarkı, bu ormanın şarkısı. İçindeki tüm gölleri titreştiren, göllerin içindeki tüm balıkları dans ettiren melodi. Bu şarkıyı yalnız söylüyor olamam, bu seslerin hepsi benim değil. Başka dudaklar, hatta başka ormanlar da olmalı. Belki ceviz, belki zeytin, belki incir ormanı. Bütün ağaçların birbiriyle tanıştığı ormanlar da olabilir. Olabilir mi? Güneş ne zaman batacak? Yoruldum mu yoksa?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/sogut/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
