<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Buket, Auteur à Buket DRUART</title>
	<atom:link href="https://buketdruart.com/author/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://buketdruart.com/author/admin/</link>
	<description>muzik, yazilar ve dizaynlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 Oct 2024 17:41:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Düşünce Akışı</title>
		<link>https://buketdruart.com/dusunce-akisi/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/dusunce-akisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:41:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Insanlık ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=218</guid>

					<description><![CDATA[&#160;Bazen ne dersek diyelim boşuna söylüyoruz. Yiyecek bulmakta zorluk çeken insana, evinde psikolojik veya fiziksel şiddet gören insana stresten uzaklaşınca sağlık şikayetlerin azalır diyoruz. Sorun&#160; o kişinin kendisinde değil ki çözüm de o kişinin elinde olsun. Benim ruhum icin görmesi ve hissetmesi çok ağır olan bazı şeyleri koca koca toplumlar çok normalmiş gibi yaşıyorlar. Dünyanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;Bazen ne dersek diyelim boşuna söylüyoruz. Yiyecek bulmakta zorluk çeken insana, evinde psikolojik veya fiziksel şiddet gören insana stresten uzaklaşınca sağlık şikayetlerin azalır diyoruz. Sorun&nbsp; o kişinin kendisinde değil ki çözüm de o kişinin elinde olsun. Benim ruhum icin görmesi ve hissetmesi çok ağır olan bazı şeyleri koca koca toplumlar çok normalmiş gibi yaşıyorlar. Dünyanın her yerinde de durumun böyle olduğunu düşünüyorum artık ve bu bana çok garip geliyor. Bir ömrün tamamının ihtiyaçlar piramidinin en alt seviyesinde geçmesi , eğer toplumun veya türün tamamı aynı sorunla yüzleşmiyorsa, yoğun bir strese terkedilmek anlamına geliyor. Bu da başlı başına bir kronik hastalık kaynağı. Aynı anda aynı stresi herkes yaşıyor olduğunda hem stresin kendisi hem de stres kaynağını aşmaya ve yok etmeye yönelik savaş için bir görev paylaşımı olur, yük paylaşılır. Bir uzaylı istilası varsayımı gibi, ya da dışarıdan veya doğadan gelen,&nbsp; insan türüne yönelik herhangi bir tehdit gibi… Öte yandan yükün belirli toplum kesimlerinin ya da hatta belirli ülkelerin omuzlarına yüklendiği durumlarda ise bir taraf hastalıklar içinde yaşam savaşı verirken diğer taraf lüks içinde,&nbsp; dünya çaba gerektirmeyen bir cennetmiş gibi yaşar&#8230; Bütün depresyonlarin, buhranların, hatta çılgınca tüketim yaptıktan bir süre sonra bile&nbsp; boşluğa düşüp hayatın anlamını sorgulamaların nedeni bu.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Her ikisi de olmamalı. Sorumluluk herkese paylaştırıldıgında herkes hem yaşamı ciddiye alıp hem de sevinç içinde yaşayabilir. Bunu başaramadık henüz. Biz buna ütopya demişiz ama dünyadaki yaşamın doğal mekanizması bir ütopya olmaktan çok uzak. Bizim gerçek bir ütopya düşünebilmemiz için en baştan bu kadar kırılgan, canlı bir varlık olmamamiz gerekir. Yazdığım fikir, sorumluluk paylaşımı, ancak gelecekte oluşturulacak bir insanlık evrensel anayasasının bir maddesi olur. Çok da gercek, cok da erişilebilir bir hedef bu.</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Ancak, bugünkü kör düğümü bugünkü düşünce sistemimizle, ekonomik modellerle, yönetici seçim alışkanlığımızla cözemeyeceğimiz de çok açık. Mutlaka bir gün bir yerinden patlayacak bir balonun icindeyiz. İlerlemelerin kansız olması her zaman ilk tercih olmalı, ancak ortaçağın bile gerisinden gelen bazı hastalıklı fikirler, israrlar ve bazı psikolojik sorunların yarattığı amansiz ihtiraslarin sonucunda tarihte hep kurunun yanında yaşı da yakıp götüren kanlı değişimler gerçekleşmiştir. Bu baş donduren tekrarları bitirmek için gerçekten oturup düşünmek gerekiyor. Nasıl bir hayat olmalı bu dünyada ki evren dünyadaki yaşamı bitirdiğinde bırakmış oldugumuz iz acı dolu hayatlar degil de aklın ve ruhun mucizeleri olsun?</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Var olması için olasılık sınırlarını böylesine zorlamış bir yaşamı sağlamış, korumuş ve sürdürmüş bir gezegende son yüzyılda yaşananlara bakarsak biz, değil bu gezegeni, bütün bu evreni şimdiki halimizle hak etmiyoruz. Bir balinanın yüzgeçlerini kullanıp yüzmemesi gibi, bir kuşun kanatlarını açıp uçmaması gibi, var olan yeteneklerimizin hiçbirini kullanmadan, nefes alıp vererek yaşamış taklidi yapıp gidiyoruz buradan. Karma denilen kavram bile kendisinden bıkmıştır bizim yüzümüzden. Hiçbir şey degişmeyecekse neden ikide bir dünyaya gelip gidiyor bunlar?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/dusunce-akisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müzigi Duymak</title>
		<link>https://buketdruart.com/muzigi-duymak/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/muzigi-duymak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müzik üzerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=216</guid>

					<description><![CDATA[&#160;Dinlediğiniz şarkılarda ön planda vokali duyarsınız. Ardından gitar gelir. Bas gitarı duyduğunuzun farkında bile olmazsınız ama alttan alta asıl omurgayı bas gitar verir. Aynı notanın bas gitarda ince sesten veya kalın sesten (yani farklı oktavdan) çalınması arasında müthiş bir lezzet farkı vardır. Aynı şekilde gitardaki sesle bas gitardaki ses aynı notadan oluşmayınca lezzet verir.&#160; &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;Dinlediğiniz şarkılarda ön planda vokali duyarsınız. Ardından gitar gelir. Bas gitarı duyduğunuzun farkında bile olmazsınız ama alttan alta asıl omurgayı bas gitar verir. Aynı notanın bas gitarda ince sesten veya kalın sesten (yani farklı oktavdan) çalınması arasında müthiş bir lezzet farkı vardır. Aynı şekilde gitardaki sesle bas gitardaki ses aynı notadan oluşmayınca lezzet verir.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; Şarkıların ortalarında arkadan keman, akordeon veya uzun ses efektli klavye siz farketmeden alttan alta başlar ve gittikçe sesi yükselir. İşte bu da sizin duygularınızı yükseltir. Yükseliş ve düşüşler bir okyanus dalgası gibidir bazen.</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Eğer şarkının ortasında birden bire bütün enstrumanlar susarsa heyecan uyandırır, devamını beklersiniz. Devamı gelince harika bir tatmin doldurur içinizi, ritme daha çok kaptırırsınız kendinizi.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp;Bateride bazı kısımlarda gelen ataklar, yani zillerin ve tomların kullanıldığı hızlı geçişler şarkıyı monotonluktan uzaklaştırır ve şarkıya kendine özgü bir karakter verir.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu ve bunun gibi onlarca özellik duyarsınız eğer şarkıyı farklı açılardan dinlemeye başlarsanız. Muhteşem bir duygudur bu. Kayıt yapan bir müzisyenseniz bütün bunların büyüsüne kapılıp kendinize özgü bir müzik üretirsiniz. Sonuçta, hiç tahmin etmeyeceğiniz bir şarkı çıkıverir. Müzik yapmak yemek yapmak gibidir. İçindeki lezzetler sizin el ve göz kararınızla, damak tadınızla ortaya çıkar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/muzigi-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birlesmeyen Parcalar</title>
		<link>https://buketdruart.com/birlesmeyen-parcalar/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/birlesmeyen-parcalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:27:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=213</guid>

					<description><![CDATA[&#160;Her tarafı denizle çevrili, binlerce kilometrelik kıvrımlı bir yolda gidiyordu. Yolun rastgele yerlerinde, dağlardan yuvarlanmış taşlar gibi sağa sola saçılmış her renkten ve her boyuttan paketler vardı. Aralarından ortalama bir kedi boyunda, kırmızı, beşgen şekilli olanı seçip, içindeki yarı düzgün, yarı özensiz paketlenmiş eşyaları çıkardı. Hepsini çıkarması üç gün sürdü. Neyse ki yol kenarında konaklayabileceği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;Her tarafı denizle çevrili, binlerce kilometrelik kıvrımlı bir yolda gidiyordu. Yolun rastgele yerlerinde, dağlardan yuvarlanmış taşlar gibi sağa sola saçılmış her renkten ve her boyuttan paketler vardı. Aralarından ortalama bir kedi boyunda, kırmızı, beşgen şekilli olanı seçip, içindeki yarı düzgün, yarı özensiz paketlenmiş eşyaları çıkardı. Hepsini çıkarması üç gün sürdü. Neyse ki yol kenarında konaklayabileceği sulak bir yer bulmuştu.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Yola devam edebilmek için tüm eşyalara en azından kalemin kağıtla, küpenin kulakla, pencerenin ışıkla ilişkisine bakar gibi bakması gerekiyordu. Ancak böyle gidebilirse eşyaları bir gün içinde düzgün bir şekilde yeniden paketleyip yolun kenarına koyabilirdi. Yolu çok uzundu. Bazen zifiri karanlıkta geri dönüp, düzgünce yerleştirdiği ve dünyasının neresinde olursa olsun görebileceği, ayırt edici, sihirli bir ışıkla etiketlediği paketi bulur, içinde neler olduğunu, neyin altta neyin üstte, sağ veya sol kenarda olduğunu içine hiç bakmadan hatırlar ve yeni bir eşyayı aynı pakete sığdırırdı. Nasıl oluyordu bu? Küçücük bir paket bu kadar eşyayı nasıl alabiliyordu içine? Bütün bunlar çok yorucuydu. Bu yolda kaç defa ağladığını, hıçkırıklarının, renkli, renksiz, siyah, beyaz , bütün paketleri dağlardan çığ gibi aşağı yuvarlayıp paramparça ettiğini hatırladı, içi ürperdi. Bir an önce evine gitmek, dinlenmek istiyordu. Bazen yolun rastgele bir yerinde, bir düzenlemeyi bitirdikten sonra, kendini bir anda evinde bulur, ama buraya onu kimin getirdiğini, nasıl geldiğini bir türlü çözemezdi. Beklemediği bir anda yine bilmediği bir şekilde yeniden yolda bulurdu kendini.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu yola nasıl başlamıştı, yol nerede sonlanıyordu? Kafası çok karışıktı. Belki yol bir yerlerde başa dönüyordu ama o kadar uzundu ki henüz ilk pakete, ışığını gördüğü halde ulaşamıyordu. Zaten hep sesler duymuştu: kimileri on paket, kimileri yüz paket geriye gidebiliyordu ancak. Bu sesler, onun yalnız hissetmesini engelliyordu. Gözleri vardı ama insanları göremiyordu. Kendisi gibi yolda olan, yolunu bitirmiş, evine dönmüş, yola yeni başlamış, kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç bir sürü insan sesi duyuyordu ama onları hiç görmemişti. Çok garipti. Çünkü yolu, dağları, denizi, paketleri, eşyaları görebiliyordu ama insanları göremiyordu. Buranın kedileri ve köpekleri de buğulu renklerdeydiler. Hatları hiç seçilmiyordu, Ağızları, dilleri , burunları , bıyıkları denizin rengiyle karışmış , saydam gibiydi, varla yok arası. İnsanlar&#8230; onları özlüyordu. Daha önce hiç görmüş müydü onları? Bebekliğinden kısa anılar da olmasa insanların varlığına inanmayacaktı ama oradaydılar işte, bir şekilde, aynı yoldan geçmiş, geçiyor veya geçeceklerdi.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bir keresinde pembe bir paketin içinden annesinin makası çıktı. ucunda kan lekesi vardı. Onu oradan çıkarıp görebileceği bir yere koydu. Sonra küçükken giydiği, en sevdiği şortu çıktı paketten, onun da dizleri kan lekesiydi. Onu da bir kenara ayırdıktan sonra bütün eşyalara teker teker baktı. Bu iki eşya dışında başka hiçbirinde kan lekesi yoktu. Düşündü. Belki üç saat boyunca bunun üzerine düşündü, yorulunca, diğer insanların seslerini dinledi, derken uyuyakaldı. Tam uyanmak üzereyken bir rüya gördü.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Rüyasında 7 yaşındaydı. Uzun ağaçlarla dolu büyük bir ormanda , üzerinde en sevdiği şortuyla oynuyordu. Yaprakların arasından süzülen ışıkları takip ediyordu, dans ediyordu. Bir anda ayağı ağaçlardan birinin köküne takıldı ve yere kapaklandı. Dizi kanıyordu. Ağlayarak eve döndüğünde annesi yarasıyla ilgilenmedi, düştüğü ve şortunu kirlettiği için onu sorumsuzlukla ve yaramazlıkla suçladı, ona bağırdı, ceza olarak şortunu bir makasla kesip kısalttı. Artık böyle , şortunun en ucundaki rengarenk çizgiler görünmüyordu.&nbsp; Ormana koştuğu, dans ettiği, ışıkların içinden geçerken uçları rengarenk parlayan şortu yoktu artık.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Nefes nefese uyandı. Hatırlamıştı. Rüyası ona, bu paketin içinde neler olduğunu, ataç, halı, küçük bir sandalye, kulaklık, gemi maketi&#8230; birbiriyle ilgisiz görünen bir sürü eşyanın neden aynı pakette olduğunu anlamıştı. Eğer paketi dağınık bırakırsa bir gün fırtınaların onu yeniden bu pakete doğru fırlatacağını biliyordu. Geriye doğru on birinci pakete tek başına gidemiyordu. Tamamlanmamış her paket yol ilerledikçe, yeni mevsim fırtınaları getiriyordu. Şimdiden rutin olarak yılın aynı zamanlarında, on gün fırtınaları ismini koyduğu peş peşe fırtınaları vardı. Bu fırtınalar insan sesleri duymasını da engelliyor, ipuçlarını duyamadığı için yolunu uzatıyor ve paketlere vaktinden geç ulaşmasına neden oluyordu. Neyse ki ellerinin üzeri henüz kırışmaya başlamamıştı. On gün fırtınalarıyla bu kadarını atlatmak bile mucizeydi. Bir gün, seslerini duyduğu insanları görebileceği umuduyla yürümeye devam etti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/birlesmeyen-parcalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Frappe Bukiato</title>
		<link>https://buketdruart.com/frappe-bukiato/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/frappe-bukiato/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:23:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=210</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160;Günaydın demek için geç bir saatte, salonun biraz ışık görebildiğim köşesindeyim. Güneş seven çiçekler gibi gerinip, doğrulup,&#160; ışığı en rahat alabildiğim yere doğru uzatıyorum vücudumu. Burada ışık da duvarlar gibi beyaz. Güneş belki birkaç dakikalığına ortalama bir gitar sapı eninde süzülüp geçiveriyor kış günlerinde. Güneş batana kadar da sadece karşı apartmanın beyaz duvarlarından yansıyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp; &nbsp;Günaydın demek için geç bir saatte, salonun biraz ışık görebildiğim köşesindeyim. Güneş seven çiçekler gibi gerinip, doğrulup,&nbsp; ışığı en rahat alabildiğim yere doğru uzatıyorum vücudumu. Burada ışık da duvarlar gibi beyaz. Güneş belki birkaç dakikalığına ortalama bir gitar sapı eninde süzülüp geçiveriyor kış günlerinde. Güneş batana kadar da sadece karşı apartmanın beyaz duvarlarından yansıyor. Oysa yazın bir çamaşır asmalık balkonda saatlerce durur, hamama çevirirdi evi.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Sinüzitim yaklaşık 6 aydır geçmedi. Zencefille başlayıp kekik çayıyla devam ettiğim, ardından reçeteye yazılan ağır antibiyotiği de bitirdiğim, en son olarak da burnuma her sabah tuzlu su çektiğim günlerin ardından bu küflenmese- de- nemli evde sinüzitin kurumayacağına karar verdim. Hafif hafif seyreden, baş ağrısı yapmayan bir cins bu. İnatçı ve kronik.&nbsp; Burun alışıyor da pek cevap vermiyor diye uzun süre kullanılması önerilmeyen burun açıcı spreylerle idare edip kapattım sezonu. Bazı sabahlar tatile çıkmış gibi beni sevindiriyorsa da, hemen ertesi sabah ben uyanmadan kapıyı açmış, elindeki valizleri indirip, içindekileri burnumdan genzime, alnımdan yanaklarıma bir örümcek ağı gibi yerleştirip, eserinin karşısında keyif sigarası yakmış oturuyor.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; O sigaranın dumanı kızarmış ekmekle karışık, klorlu su ve iltihap kokusu gibi geliyor ve beni uyandırıyordu yazın. Bu aralar neyse ki koku yok. Frappe Bukiatomu içtim bu sabah. Bir el blenderı , bir bardak soğuk süt , bir tane Anamur muzu , biraz tarçın ve nescafeniz varsa hepsini karıştırıp keyifle mideye indirebileceğiniz bir içecek. Bu sefer biraz daha kahve koydum içine ama uyanmama yeterli olmadı anlaşılan. Bugün kelimeler de benim gibi uyanamamış, sabah sersemliğiyle tek tek geliyorlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/frappe-bukiato/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açılmamıs Kanatlar</title>
		<link>https://buketdruart.com/acilmamis-kanatlar/</link>
					<comments>https://buketdruart.com/acilmamis-kanatlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buket]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:11:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://buketdruart.com/?p=206</guid>

					<description><![CDATA[Sürekli savrulup duruyoruz, yapraklar gibi. Rüzgar her birimizi aşındırarak, ağaç kabuklarına, deniz dalgalarına, dikenlere çarptırarak savuruyor. Birbirimizin yanına kazara yaklaşıyoruz. Ellerimizin arasında milimetrelik mesafe kalmış. Birbirimize tutunup toprağa köklenebiliriz. İster toprağın derinliklerine karışır, istersek ağaç olmak üzere büyür, savrulan yıpranmış yapraklara boş dallarımızda yer açarız. Oysa rüzgarın uğultusundan başka ses duymuyor, toprağa git gide yaklaşarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sürekli savrulup duruyoruz, yapraklar gibi. Rüzgar her birimizi aşındırarak, ağaç kabuklarına, deniz dalgalarına, dikenlere çarptırarak savuruyor. Birbirimizin yanına kazara yaklaşıyoruz. Ellerimizin arasında milimetrelik mesafe kalmış. Birbirimize tutunup toprağa köklenebiliriz. İster toprağın derinliklerine karışır, istersek ağaç olmak üzere büyür, savrulan yıpranmış yapraklara boş dallarımızda yer açarız. Oysa rüzgarın uğultusundan başka ses duymuyor, toprağa git gide yaklaşarak düştüğümüz uçurumdan başka bir manzara görmüyoruz.&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Hiç irademiz yokmuş gibi, bu dünyaya en ufak bir etki bırakmıyormuşuz gibi savruluyoruz. Dün, bugün, yarın, her gün aynı gün. Her gün serbest düşüşteyiz. Enkaza dönüşmüş yapraklar, rengini kaybetmiş yapraklar, köklenmeden çürümeye yüz tutmuş yapraklar&#8230;&nbsp;</p>



<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ölüler dünyasında tesadüfen yaşamayı başarmış bir iki yapraktan ibaret gibi görünüyor türümüz. Bir farketsek bizim henüz güneşe açılıp ısıtılmamış kanatlarımız var, o zaman rüzgarı arkamıza alır, uçurumların üstünden özgürce geçebiliriz.&nbsp; Kendimizi kanatsız kabul etmek, uçmayı öğrenmekten daha kolay geliyor. Birbirimizi rüzgar babaya inandırmışız, ona tapınıp duruyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://buketdruart.com/acilmamis-kanatlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
